RESTORAN/ JÖLE KADINLAR

Part- I.
rest
Restorana giden iki kapı vardı.İki kapıya giden iki merdiven.İki merdivenin iki yanına ikili şekilde yerleştirilmiş kasımpatılar.Kasımpatıları ikiye bölen hüzün ve sevda rüzgarları vardı.Abartıdan uzak,kendi halinde bir restoran.Mazbut,sade,sıcak.Masalara ikili şekilde yerleştirilmiş ahşap,oymalı sandalyeler.Fransız sokağını aratmayacak tarzda,adeta Van Gogh’un sanat sokağı resmi havasında bir manzara.

Sağ merdivenden yukarı sırtına yalnızlığının yükünü almış güç bela çıkmayan çalışan bir adam çıktı.Attığı her adımda yalnızlığı daha da çoğalıyor,geçmişinin izlerini ardında bırakmak istedikçe,yer düzleminden yukarılara çıkıkça artan basınç misali üzerine daha da çullanıyordu.Ömrünün yarısını hemen hemen bitirmişti,ortalama yaşam sınırına göre.En güzel yıllarında,delikanlılığın fişek gibi içini yaktığı,onu ordan oraya savurduğu,yarınını düşünmeden heyecanla yaşadığı yılların üzerinden pek uzun zaman geçmemişti ama ona göre çok eskide kalmıştı.Hatırlayamayacak kadar eskide.Birden üzerindeki sihir gitmiş,yaşamı dümdüz ve bayağı oluvermişti.Dost bildikleri her geçen güz azalmış,yalnızlık biriktimeye başlamıştı.Tasvip etmediği rutin yaşam modelinin tam ortasında bulmuştu kendini.Zaman kavramı onun için yitip gitmişti.Coşkuları azaldıkça,heyecanları,sevinçleri,mutlulukları…Aşk….Hatırlayamıyordu bile.En son kime ,ne zaman,ne şekilde ve nerde aşık olmuştu.İçini ısıtan bu kelimeyi söylemeyeli epey zaman olmuştu.Yüreğinin atmasıyla ellerini titreten bu yoğun duygunun kimyası ondan hızla uzaklaşmıştı sanki.Birbirini sevmeyen iki düşmana dönüşmüşlerdi zamanla.Aşık olunca yüz hatlarını dahi çözdüren,yumuşacık yapan o tılsımı düşünmek dahi onu yoruyordu artık.Merdivenden çıkıp kapıdan içeri girdi.Önüne gelen ilk boş masaya oturdu.İçerde hafif bir müzik çalıyordu.Dışarının soğuğu ölçüsünde içerisi bir o kadar sıcaktı.Eski yakıcı bakışlarından eser kalmasa da şimdiki donuk ve soğuk gözlerle etrafı usulca kolaçan etti.Hafif müziğin ritmine ayağını uydurmuş,tempo tutuyordu.Garson geldi Bir kadeh beyaz şarap ve beşamel soslu ispanyol usulü patates istedi.Bol acılı olsun diye de ekledi.Garson tabiki anlamında kafasını eğdi ve uzaklaştı.Adam gözlerini hafifçe kısıp,salonun havasını içine çekti.Müziğin ritmi elinin de hareket emesini ve masaya vurmasını sağladı.Adam kendisini engelleyemiyordu.Gözlerini daha da kısarak,bir kaç dakika sonra iyice kapayarak kendisini bir konserde hayal etti.Tıpkı gençlik yıllarındaki gibi.Ne çok konsere giderdi.Şehrin sanat harita kataloğunu alır,tarih ve zamanına ve de tabi ki bütçesine göre istediği etkinliklere katılırdı.Hemn hemen tüm harçlığını şehrin sanatına adardı.Ay sonunu zor getirirdi belki ama bundan hiç gocunmaz,diğer ay yine aynı şekilde planını çizerdi.Tabak ,bıçak sesiyle irkildi ve gözlerini açtı.Büyük kadehin içindeki beyaz şaraba baktı.Eliyle kadehi şöyle bir çevirdi,burnuna götürdü ve bir yudum aldı.Pahalı bir şaraptı.Eskiden bu kadar pahalı bir şarabın yanından geçemezdi.Köpek öldüren diye tabir ettikleri sirkemsi tattaki alkollü içecekle kafayı bulurlar,monopoly,scrabble,tabu oynarlar,gülmekten az daha altlarına ederlerdi.Ne günlerdi diye iç geçirip hayıflandı.
Sol merdivenden yukarı topuklarını yere vurdura vurdura çıkan bakımlı,alımlı röfleli sarı saçlarının maşalı uçlarına parmağını dolayarak çıkan bir kadın vardı.Her attığı adımda etrafını süzüyor,takip edilip edilmediğinin hesabını yapıyordu.Narsizm ile megolomanya dünyasının iki noktası arasında gidip geliyor,öfke,yalnızlık,bunaltı,sitem,güvensizlik ile doldurduğu ufacık dünyasından taşırdığı bu duyguların esiri olmuş yalnız bir kadın giderek yukarı çıkıyordu.Korkularının hapsi içinde kendinen emin duruşu altında sallanıyor,taş gibi mumun ısındıkça eriyen ve sağa sola bükülen halini andıran iç huzursuzluuğunu dış güzelliğiyle kamufle ediyordu.En azından o öyle sanıyordu.Bedenindeki öfke topuklarından dışarı çıkmaya çalışıyor,boş sokağı çınlatan ince,sivri ses kadının heyecanını bastırıyordu.İlk kez tek başına bir yere yemeğe gidecekti.Yıllar ondan da çok şey alıp götürmüştü.En azından o öyle düşünüyordu.Uzun bir süre varoluşçuluk üzerine kafayı tırlatma raddine getirmiş,nihilizme yaptığı dönüşle Nietsche ye hak verdiği konuların her geçen gün artmasıyla kendisinin hayra alamet yolda gitmediğinin muhakemsini yapmış ve birden elini eteğini herşeyden çekmişti.Eteğini öyle çok şeyden çekmişti ki uzun bir süre kadınlığını yansıtan sembolik etek dahi giymemiş,eli erkek eline değil,gözü dahi teğet geçmemişti.Kokuşmuş yaşam modellerinin arasından sıyrılayım derken,yaşam nasıl bir şeydi onu dahi unutur hale gelmişti.Sınırladığı,set çektiği,üztünü örttüğü geçmişi,dünyevi hayat keyiflerinin üzerindeki örtüyü aralamayı dahi aklından geçirmemişti.Bir süre sonra dank eden beyni,onun yanlış yolda ilerlediğini,bozulan kimyasının en kısa zamanda tamir edilmesini ima eden sinyaller göndermişti.Neyse ki kadın sinyalleri doğru zamanda ve doğru mekanda almış,cevap vermişti.Artık daha vurdum duymazdı.Yalnızlık yerine,dost biriktirmeye kararlıydı.sevgi haznesini her geçen gün daha da genişletmekti isteği.Basamaklar bitince sol kapıyı açan garsona teşekkür edip sağ kapının önündeki masanın solundaki boş masaya oturdu.Sağ kapının önündeki masada beşamel soslu acılı ispanyol usülü patatesini yiyen adama teğet geçen başılarını kendi masasında sabitledi.Ve sandayeye oturdu.Havada uçuşan hafif müziğin tılsımına kaptırdı birden ve topuklarıyla ritim tutmaya başladı.Yaklaşan garsona pas geçip gitmesin diye işarette bulundu ve yanına çağırdı.Beyaz şarap ve menüden seçtiği ispanyol üsulü patatesin siparişini verdi.Acılı mı istersiniz? Sorusuna evet diye kafa salladı ve ritim tutarak beklemeye başladı.Tek gözüyle de yan masadaki aynı menüyü yiyen adama bakmadan da edemedi.Biraz şaşkın, biraz da heyecanlanmıştı.

Bunları da sevebilirsiniz.