ŞAMATA DERGİ RÖPORTAJI

13833545_1147420088614581_1043688963_o

https://www.facebook.com/yazarmeldazirek/

Yazar Melda Zirek’in “UÇURTMALAR KİRLENMEZ” romanı kitap satılan her yerde. Çıktı! Israrla isteyiniz.
Beşinci romanı “UÇURTMALAR KİRLENMEZ” Kocaeli kitap fuarı ile birlikte tüm seçkin kitapevlerine dağıtıldı ve çok kısa sürede kapak tasarım, başlık ve içeriği ile ses getirmeye başladı. Önceki kitapları ile yine dergimize konuk olan yazarımıza edebiyat hayatında başarılarının devamını diliyor, okurunun bol olmasını temenni ediyoruz.
Bize kitaptan bahseder misiniz?
Kağıt Toplayıcısı( geri dönüşüm işçisi Tahir Çıkmaz’ın maceralarını konu ettiğim romanımda; şehrin keşmekeşliği ile direnen, sadakat, aşk, ihanet, özlem, yalnızlık gibi insani duygu ve değerleri sorgulatan bir roman.
Biraz daha açsak?
Tahir Çıkmaz kağıt toplayıcısı. Topluma ve doğaya desteği yadsınamaz. Ve hayata; hayatı ne kadar gri de olsa renkli pencereden bakmayı bilen bir karakter. Babasını yıllar evvel hazin bir şekilde kaybetmiş. (Detaylar romanda) Yaptığı işle ilintili bir kayıp. İlerleyen dönemlerde sık sık ziyaretine gelen babasıyla hayatta yapamadıklarını, konuşamadıklarını paylaşabileceği sağlam bir zemin hazırlıyor rüyaları. Devasa annesinden nefret eden bir karakter maalesef. Ve en büyük sebebi vaktiyle babasına sürekli baskı kurması. Bilinç altında öfke birikmesine sebep oluyor. Ardından ilk aşkın büyüsü. Platonik aşkın üzerindeki etkileri. Ve yüreğinin kanamaları. İstanbul’un keşmekeşliğinde ki çabaları, kayıpları, hüzünleri ve öfkesi. Ve bir başarı hikayesi yoktan var olan. Ve gerçek aşkını tesadüfen tekrar bulması
İlginç bir konu. Daha önce kağıtçılarla ilgili bir roman yok sanırım?
Evet , röportaj var, belgesel var ama roman yok diye biliyorum ben de. Ve bu ülkeye çok büyük katkıları var. Pek çoğu ile konuşma fırsatı buldum. İlginç hayat hikayeleri, onları nasıl çöpe ittiğini anlatan dudak uçuklatıcı hikayeler. Kitaba da koydum zaten, gerçek haberlerden kesitleri.
Kapak tasarımı ve başlık da çok ilgi çekici.
Beğendiğinize sevindim. Postiga yayınlarına desteklerinden dolayı çok teşekkür ediyorum. Yazarlar biraz kaprisli oluyor sanırım. En azından ben zor beğenen biriyim. Ve kapak içimize sinene kadar pek çok tasarım yapıldı.
Peki neden UÇURTMALAR KİRLENMEZ?
Çünkü Uçurtmalar,gökyüzünde uçar. Ve temiz kalan tek yer belki de orası.
Karakter çok zor yollardan geçmiş belli ki.
Evet. Ve Uçurtmanın temizliği, saflığın bir simgesi konumunda.
Kitabınıza Okur ne şekilde ulaşabilir?
Reklam sloganındaki gibi kitap satılan her yerden ulaşılabilir. Ve sosyal ağlardan, sanal satış sitelerinden. Yurt dışındaki okuyucular da yurt dışı bağlantılı sitelerden sipariş geçebilir.
Kitabınızın içinden birkaç paragraf paylaşarak sohbetimize son veriyoruz. Yolunuz açık olsun….

.” Kalabalığın içindeki sessiz boşluklara sığınmak istedikçe ötelenmiş yalnız bir yürek atar belli belirsiz.
Kendi de farkında değil yaşayıp yaşamadığından. Asmalı Mescitte güzel, allı pullu bir yosma yudumlar içkisinden, çocukluğunu bacak arasına tıkayıp isterik bir kadın olmanın yolunu tutmuştur. Kim bilir bu gece kaçıncı defa kirlenecek, sabahın ilk şavkıyla kaç kişinin koynunda yitecektir. Oysa her sabah umut için doğarken gün karşısına, artık filtreye takılı sarı ışığın şavkında yanmaya hazırdır. İşte böyle bir günün savrukluğuna tanıklık ederek geldim sevdiğim. Uzat elini de değsin eline, elim.”
Camdan sarayını yıkmak için bir balyoz yeterli, bunu biliyorsun. Al! Yalnızlık nöbetleri geçiren zoraki ıkınmalar sonucunda da başarıp yalnızlaştırdığın yüreğin senden yana dertli, görmüyor musun? Bak nasıl da solgun ve durgun. Altın kafeste ölüme gün sayan prenses kuş ! Kır zincirlerini.
Hafif uyuşmak istiyorum. Belki sevişerek, belki düşleyerek, belki de içerek. Ne içtiğimin önemi olmadan kadehe tüm anılarımı boca edip; bir yudumda içime hapsetmek. Enkazı kökünden kaldırmak; usta bir işçi gibi. Yılmayan, inatçı; kendi içindeki enkaza odaklı usta bir işçi. Toza, kire, çamura aldırış etmeyen tam bir işçi. İçimdekilere savaş açan zavallı işçi.
Sen baş edebilir misin ki onlarla? Koskocaman bir yama gibi duran yaşam enerjinin son çırpınışlarına aldırış etmeden ne büyük bir azimle çalışıyorsun? Toy işçi… Bedelini bedeninle ödediğin kaç saraya sahipsin? Peki gönlünün sarayına girebilmek için kaç beden ödendi? Kaç kişi yaşayabilmek için bedeninde öldü, söyle işçi?
Yavaş yavaş ölüyorsun, fark etmeden de yaşıyorsun kıyıda köşede. Yada yavaş yavaş yaşıyorsun; ölüme doğru itildiğinin farkında bile değilsin.
Korkuyorsun biliyorum. En çok da kendinden. Ha bir de ölümden. En çok da yaşlanarak ölmekten. Bir de yalnız ölmekten.
Tüm ölümler yalnız gerçekleşmez mi peki?
Enkaz altında zevkle acı arası inleyen; iş üstü, üzerine çullanan koca yığının altındaki fahişeden ne farkın var? Ellerin kirli, kulakların duyduğun onca sözlerden sonra kir pas içinde, gördüklerin cabası. Peki dil? Nereye dokunacağını bilir. En kirlisi de o değil mi? Yüreği ve zihni kirleten, dil yarası…
Ve bunca kirlenmişlikler arasında temiz kalan tek şey uçurtmasıydı. Unutma çocuk! Uçurtmalar kirlenmez.

Bunları da sevebilirsiniz.