SESSİZ CELLAT/ MELDA ZİREK

Mihenk taşına oturtulmuş sessiz celladın dualarına kalmış yazgımız…
Melda Zirek

Dar alanda kısa paslaşmalar adlı bir yerli yapım vardı yılar evvel izlediğim.Bu başlık…unutmadığım,unutamadığım.Çoğu zaman hayat telaşının içerisinde bana uyan bir betimleme olarak düşünmüşümdür.Dar zamanlara sığdırılmaya çalışılan koca bir hayat…Kesitler,bütüne;bütünler yaşam halkalarına dönüşmeyi bekleyen.Elimde soru cümlelerinin cevapsız anahtarlarıyla karanlık bir kapının önünde açılmasını bekliyorum belki de.Parolayı bilmeden,susamdan medet umarak.
Dar alanda attığımız pasların kısa sürede tekrar yüzümüzde patlaması ve canımızı acıtan koca bir yalan mıdır hayat?
Bir yanı göz kamaştıran yeşil silsileyle kaplı. Boylu boyunca uzanan selviler,meşe ağaçları,gürgen,ladin çamları…Alabildiğince yeşil,alabildiğince özgür.Sanırsın her biri gökyüzüne erecek.Bulutla kesişecek.Yağmurla tekrar toprağa eğilecek.Öpecek bedenine değen serçeleri,sakaları,pas rengi kaya kiraz kuşlarını.
Nefes alıyor yakanın bu tarafı.Oksijen havaya hakim.Ele geçirmiş tüm doğayı.Seyrinde tuhaflık yok.Yanlışlık yok.Hata,eksiklik ,ters giden bir şeyler yok.Her şey yerli yerinde.Rutinliğin verdiği sakinlik hakim bu yakada.Arayı bölen çite aldırmadan nefes alıyor buradakiler.
Çitin ardında bir bank.Bankta bir kadın .Kadını kucağında bir bebek.Bebeğin elinde biberon.İçinde annesinin sabahtan sağdığı sütü yudumluyor azar,azar.Anne bıkkın.Sürekli bir azardır gidiyor.Bugünün diğer günlerden farkı yok onun için.Her gün bir diğerinin kötü bir kopyası.Ağlamalar,sızlamalar,uykusuzluk,alt değiştirme,emzirme,uyutmaya çalışma,alt değiştirme,emzirme,uyutmaya çalışma.Yazgısı kötü bir döngüden öteye gidememiş bir kadın oturuyor bankta sırtı ormana çevrili.
Bir kadın …Koluna alel acele geçirdiği bezden çantasıyla bankın üzerinde.Gözleri bankın çok ötesinde.Sırtını çevirmiş o da ormana.Yanındaki kadınla ilgilenmiyor.Bebeğini sevmeye çalışmıyor.Arada ağlayan,arada gülen bebek umrunda değil.Bebek boylu boyunca annesinin kucağında uzanmış kadını seyrediyor.Gözlerini yakalamaya çalışıyor gibi.Oysa o gözler öyle uzaklara dalmış ki.Kimsenin gözleriyle çakışma ihtimali yok.Gözler ağlamaklı.Dokunsan ağlayacakmış gibi bir havası var.Dudakları dikkatlice bakınca titrek.Üst dişleriyle alt dudağını kanırtırcasına ezmeye çalışıyor.Patlamaya hazır volkan gibi.Patlasa yüreğinden sıcacık bir şeyler dökülecek.Her yeri yakıp geçecek gibi.
Diğeri hayata karşı daha dik duruyor.Kocaman gözleriyle arada bebeği süzüyor.Gülmek istiyor yada en azından gülümsemek.Ama bir şeyler engelliyor gibi.Botoksluymuş izlenimi uyandırıyor insanda.İfade eksikliği var .Yağlı boya gibi.Kırışıklık yok.Mimik hiç olmamış gibi.Mumyayı andırıyor.İri gözlerini uzak bir noktaya kilitlemiş,ifadesizce bankın üzerinde ayakta bekliyor.Üç kadın birbirinden bihabermiş gibi sahte bir durumun içinde yalnızları oynuyor.Bu kadın da küskün çitin ardındaki büyülü dünyaya.Hayatında hiç bir şey yeşermeden solmuş sanki.Kızgın biraz da ardındakilere.Hoyratça bir kenara fırlatılmış sanki zamanında.Yalnızlık zamanla en iyi dostu olmuş gibi.Zamanın en iyi ilaç yerine onun için zehir olduğunu fark ettiğinden beri kırılmış güzelliklere ,sırtını çevirmiş gibi.Güçlü görüntüsünün altında pastan kırılmaya ramak kalmış bir iskeletin son demlerini barındırıyor.Arasıra çatırdayan bedenine söz geçirmeye çalışırken epey zorlanıyor.Yoruyor bedeni beynini.Yıllardır bedenini yoran beyniyle uzlaşamamanın acısı çıkıyor gün yüzüne.Dirayeti dudak uçuklatacak cinsten.Kesin,kati,katı bakışlarıyla koca bir orduyu durdurabilir.En önde yürüyebilir.Liderlik vasfını ,diğer vasıfsızlıklarıyla örtüştürebilir.Vaktiyle görüntü itibariyle de dudak ısırtan bir hali var.Burnu,elmacık kemiklerinin formu,kaşı ,gözü,dudakları.Arzu uyandırdığı kesin.Üzerindeki koyu siyah mantosunun altındaki sıcak bedeni başka bedenle buluşmayalı yıllar olmuş gibi.Cesaretinin altında yatan en büyük şeyin korku olduğunu bedeni ona sürekli sinyaller göndererek hatırlatıyor.Her şeyden zaman içinde öyle uzaklaşmış yada uzaklaştırılmış ki,yaklaşmaktan koruyor.Tekrar içini açmaktan. Tanımadığı kişilerle tanıdık bir şeylerden bahsetmekten sıkılmış ve zamanla kendisini tanıyamaz olmuş.Tanıdıkları çoktan çekip gitmiş yada tanımamazlıktan gelinmiş.Sevdiği ve sevenleri azaldıkça sevdiği şeylerden de uzaklaşmış zamanla.
O üç kadının aksine onların karşısında.Çitlerin karşısında .Ormana çevirmiş yüzünü.Ladin çamına bakıyor uzun uzadıya.Tam karşısına denk gelen bebekli kadına bakıyor arasıra.Bebeğe bakıyor.O ağlayınca kadının da yüzü buruşuyor.YARDIM EDEBİLECEĞİM BİR ŞEY VAR MI ? türünden yüz ifadesi.Kısa kesilmiş saçlarını arada havalandırıyor.Üzerine iki beden büyük gelen mantosunun ceplerinden ellerini çıkarıyor.Bebeğe el sallıyor,usulca tekrar ceplerine sokuyor.Ormandaki kargalara gözü ilişiyor.Hayat bana güzel der gibi yüzü sürekli güleç.Tasası derdi sanki hiç yok.Sanırsınız ki dünyanın en mutlu kadını.Biraz çelimsiz ama yüz ifadesi bunu örtmeyi başarmış,hiç göze batmıyor.Kadın, üç kadının uzayan düşsel gerçek düşüncelerden uzaklaşıyor.Bakışlarını tamamen onların olmadığı yöne çevirip kendi hayali dünyasının içine dalıyor.
Dört kadın… Dört dipsiz dünyanın ortasına salınan ipsiz bir kovayla içine doldurulmaya çalışılan hayallerin delikli süzgecinden sızanlarla mutluluğu ve mutsuzluğu ayrıştıran dört sorgusal beden.
Nereye gider? Kimi bekler? Nereye bakar bilinmez…
Melda Zirek

Bunları da sevebilirsiniz.